Haşmetlü Dilenciler (25.06.14)

Derleyen: Maral Çankaya

BÜO tarafından oluşturulacak kolaj metnin içinde yer alacak oyunlardan biri olan Haşmetlü Dilenciler’in metin tartışmasının notları aşağıdadır. Oyun, Trabzon’dan İstanbul’a evlenmek amacıyla gelen 40 yaşındaki  zengin köy ağası Apisoğom Ağa’nın İstanbul’da ekonomik nedenlerle zor durumda olan aydın kesim ile karşılaşmasını ve en sonunda daha fazla “soyulmaya” dayanamayıp memleketine geri dönmesini konu alıyor.

Orijinalinde roman olan ve çeşitli ülkelerde oyunlaştırılan Haşmetlü Dilenciler Ermeni hiciv romanının ilk örneklerinden biridir. Baronyan, mali sorunlar yaşadığı bir dönemde kaleme aldığı metni oyun olarak kurgulamak yerine hikaye şeklinde yazmayı tercih etmiş ya da Kevork Bardakjian’ın da tezinde belirttiği gibi, hikayeyi bir tiyatro metni şeklinde düşünerek yazmış olabilir. Ayrıca romanın Moliere’in ve Goldoni’nin oyunlarından etkilenerek yazıldığı düşünülüyor.

Romanın neden yazılmış olduğu üzerine tartışma yürütüldü ve hem Ermeni cemaatine hem de şehir ve köy hayatı arasında büyük farkı oluşturan topluma eleştiri getirilmiş olduğu sonucuna varıldı. Oyunun sonunda Baronyan’nın aydın kesimin ekonomik durumları yüzünden dilendiklerini belirtmesiyle romanın yazılış amacı belirtilmiş: hem Apisoğom Ağa’nın dalkavukluğu hem de dilencilerin durumlarını haklılaştırılmış ve toplumsallaştırılmış. Ayrıca oyun evrensel bir sistem değerlendirmesi ve eleştirisi olarak görülüyor: toplumun geneline yayılmış fakirliğin aynı şekilde yaşanıyor olması ve geliştirilmiş bir sistem üzerinden çözüm bulunduğunun eleştirisi yapılmış (çoğu dilencinin hizmet vermeden, Apisoğom Ağa’dan para almak üzere dilenmesi). Hagop Baronyan yozlaşmış devlet kurumlarının ve meslek gruplarının toplumda nasıl konumlandığını yansıtarak mevcut olan ekonomik koşullara, topluma ve bu dilencilik sistemine eleştirisini getirmiş.

Oyunun genel çizgisi üzerine tartışılmaya devam edildi ve bir tiyatro metni şeklinde nasıl kurgulandığı tartışılırken ilk dikkat çeken şeyin metinde yer alan uzun açıklamalar olduğu belirtildi: bir tiyatro metni için gereğinden fazla uzun yapılmış açıklamalar gibi görünse de bu açıklamaların, oyunun romandan çevrildiği düşünüldüğünde, ortamı tasvir etmeye yarıyorlar. Ayrıca bu, oyunun alt metninin daha sağlam ve dolu kurgulanmasını sağlıyor; bu sayede oyunlaştırılmış olan roman hakkında okuyucu da bilgilendiriliyor.

Oyunun teknik yapısı incelendiğinde, bu oyunda Şark Dişçisi’nde gördüğümüz gibi giriş gelişme sonuç şeklinde net bir çizgi bulunmuyor. Oyun iki gün içerisinde geçiyor ve sahneler karakterlerin antrelerine göre ayrılıyor. Şark Dişçisi’nin aksine metinde gelişen bir olay görmediğimiz, hikaye karakterler ve durumlar üzerinden şekillendiği için karakterler üzerinde tartışma yürütülecek.

Baronyan’ın eleştiri sunduğu birçok kesim var ve bu eleştiriler karakterler üzerinden şekilleniyor. Bu durumda karakterleri analiz etme gereği doğuyor. Oyun tekrarlanan olaylardan oluşmuş gibi görünse de aslında sürekli yükselen bir temposu ve durumları yoğunlaştıran unsurlar içeriyor.

Apisoğom Ağa

Apisoğom Ağa erken yaşta evlenmenin daha makul sayıldığı bir dönemde 40 yaşında ve bekar olan, Trabzon’dan İstanbul’a evlenmek için gelen zengin bir köy ağası. Apisoğom Ağa’nın evlenmek istemesi, fakat istediği gibi bir gelin adayı bulamadan İstanbul’un dilenci aydınları tarafından “soyulması” ve memleketine geri dönmesi karakterin temel çatışmasını oluşturuyor.

Apisoğom Ağa’nın genel çizgisi üzerinde tartışıldığında ilk olarak çabuk tav olan bir insan olarak çizildiği görüldü. Örneğin, pansiyonda çok aç olmasına rağmen kendini topluma tanıtma hevesiyle açlığını unutan ve ismini duyurmak için çabalayan bir karakter. Kendini tanıtmaya ve otoritesini kurmaya çalıştığı noktalar köyünde sahip olduğu kuzular, koyunlar ve hizmetçiler üzerinden şekilleniyor. Apisoğom Ağa otoritenin kendisinde olmasından hoşlanıyor, kendisinden para almaya gelen dilencilere para verdikçe otoritesinin arttığını düşünüyor ve onlardan kendisini daha fazla tanıtmalarını istiyor: Şairden Apisoğom Ağa’nın mal varlığını öven bir şiir yazmasını veya fotoğrafçıdan uşaklarını çekeceği fotoğrafa koymasını istemesi gibi. Apisoğom Ağa şehir hayatının araçları ile köy hayatındaki mülkünü tanıtacak, böylece kendisine iyi bir eş bulabilecek.

Apisoğom Ağa’nın tav olduğu durumlar onun gururu okşandığında ortaya çıkıyor. Cin bir tip değil; saf bir insan olarak da kurgulanmış, ancak bu noktada Apisoğom Ağa’nın sosyal olarak nerede durduğunu analiz etmek gerekiyor. Saf diye nitelendirdiğimiz zaman bu özelliği toplumsallaştırmak yerine Ağa’nın kişiliğine indirgemiş oluyoruz; aslında Apisoğom Ağa şehir koşulları içerisinde saf olarak görünüyor.

Bu bağlamda zengin köylü kesimin cahil olarak çizilip çizilmediği tartışıldı. Apisoğom Ağa oyun boyunca okuryazar olmanın kötülüğünden bahsetmiyor. Oyunda köyde var olan herhangi bir “cahillikten” ziyade modernleşen Osmanlı içerisindeki köy hayatı ile şehir hayatı arasında oluşan büyük farka odaklanılmış. Apisoğom Ağa, bir köy burjuvası olarak şehir hayatına girmeye en müsait insan olarak görünüyor ama oyun şehir hayatı ile köy hayatının aslında ne kadar farklı bir şekilde var olduğunun vurguları ile dolu. İlham perisinin ne olduğunu bilmemesi veya çekileceği fotoğrafa tarlalarının eklenmesini istemesi bu uçurumun bir temsili olarak yorumlanabilir. Bunun yanı sıra, Baronyan Apisoğom Ağa’yı belli koşullar doğrultusunda, İstanbul’da, yabancı ve modern bir kentte karşımıza çıkarıyor; şehrin aydın kesimi karşısında Apisoğom Ağa tamamen saf, köyden gelen aptal şeklinde çizilmiyor. Çok zeki bir insan olarak çizilmeyen Apisoğom Ağa’yla köy burjuvazisinin modern şehir hayatında barınamaması gösteriliyor. Dilencilerden beklediği hizmetlerle modern şehir hayatında yer almak isteyen Apisoğom Ağa, şehirli bir burjuva olmak için elinden geleni yapan bir insan değil; oyun sonunda kendini içinde bulduğu garip durumdan rahatsız olan ve şehri terk eden bir karakter. Bardakjian tezinde Apisoğom Ağa’yı “taşra burjuvası ve şehre geldiğinde yontulmamış bir görmemiş” şeklinde özetliyor.

Oyun Batı’da ve Doğu’da farklı şekillerle yorumlanarak oyunlaştırılmış: Batı uyarlaması Apisoğom Ağa’yı bizim oyunda gördüğümüz gibi köyden gelen ve şehir hayatında tutunamayan bir insan olarak yorumlamış. Fakat Doğu Ermenileri Apisoğom Ağa’yı güçlü bir burjuva şeklinde yorumlamayı tercih etmişler. Ayrıca doğu yorumunda Apisoğom Ağa bir eş bularak karşımıza çıkıyor; hem politik hem de ekonomik gücü eline alan burjuva dilencilere para dağıtıyor. Batı versiyonu daha çelişkili uyarlanmış: sonunda adama yazık diyebiliyoruz; fakat doğu yorumunda Apisoğom Ağa’nın geldiği durum çok daha net noktalanmış.

Moliere’in Münasebetsiz ve Adamcıl oyunlarında da şehre evlenmek için gelen karakterler Apisoğom Ağa’nın aksine para saçma konusunda kültürel ve ekonomik olarak farklarla daha cömert çizilmiş, Apisoğom Ağa ise ekonomik açıdan daha “cimri” gösteriliyor.

Manuk Ağa ve Pansiyoncu Kadın

Apisoğom Ağa’nın İstanbul’da konaklayacağı pansiyonun işletmecileri olan Manuk Ağa ve Pansiyoncu Kadın ekonomik durumlarının kötü olması nedeniyle evlerindeki odaları kiraya veren evli bir çift. Manuk Ağa millet meseleleri ile “meşgul” olan ve evinin geçinmesi için herhangi bir çabada bulunmayan, konuşmakla doyan bir karakter. Pansiyoncu Kadın ise evin ekonomisi döndürmeye çalışan titiz bir işletmeci. Bu bağlamda, karakterlerin eylemleri incelendiğinde kilise yönetiminde “aktif” olan Manuk Ağa’nın siyaset yapma mantığı daha çok dedikoduya kayan bir yerde duruyor. Baronyan toplumun siyaset anlayışına açık bir şekilde bir eleştiri yöneltmiş. Manuk Ağa millet işleriyle sıradan bir vatandaşın bile ilgilenmesi gerektiğini vurgulayarak yer yer doğru şeyler söylüyor olsa da milletvekilleriyle kurduğu ilişkiler Baronyan tarafından çelişkili çizilmiş: Milletvekillerini millet için vaat ettikleri icraatlar üzerinden değil de kendisi eğlendirmeleri sayesinde seçiyor. Şark Dişçisi’nde Markar üzerinden topluma ve milletvekillerine yönelttiği eleştirileri bu sefer meclisle yakın ilişkileri olan bir insanı oyuna yerleştirerek yapmayı tercih etmiş ve yönelttiği eleştirinin dozunu arttırmış. Bardakjian tezinde Apisoğom Ağa’nın yemek yiyerek Manuk Ağa’nın ise konuşarak doyduğunu belirtmiş. Bu durumda Manuk Ağa’da siyasi ortama dair sadece farkındalık varken herhangi bir icraata geçmemesi siyasete olan ilgisinin altını boşaltıyor.

Siyasi çelişkisi dışında Apisoğom Ağa ile kurduğu ilişkide de çelişkili bir Manuk Ağa görüyoruz: En başta dilenciler gibi Apisoğom Ağa’dan para istemeyeceğini söylerken oyunun sonunda istemesi veya Çöpçatan hakkındaki düşünceleri bu çelişkiyi destekliyor. Nabza göre şerbet veren, kim karnını doyurursa ona yönelen bir eğilimi var.

Pansiyoncu Kadın’a gelecek olursak, oyunun başındaki hamallarla olan sahneden de anlaşıldığı üzere Pansiyoncu Kadın evi çekip çeviren, kocası Manuk Ağa’yla işlettikleri mütevazı pansiyonu asıl yürüten kişi konumunda. Pansiyon işletmecilerinin pansiyona gelen dilencilerle ilgili ne kadar bilgileri olduğu soruldu: Dilencilerin teker teker gelip Apisoğom Ağa’dan isteklerde bulunmaları Manuk Ağa ve Pansiyoncu kadın tarafından olağan görülüyor olabilir; o dönem için böyle bir durumun adet olarak görüldüğü de söylenebilir. Hikayenin sonundaki jestleri onların da kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini gösteriyor. Ancak pansiyon işletmecilerinin diğer dilenciler üzerinden bir kazanç sağlama amaçları yok diyebiliriz.  Ayrıca Pansiyoncu Kadın Manuk Ağa ve diğer dilenciler gibi çıkarcı bir karakter olarak görülmüyor. Dilencileri Apisoğom Ağa’nın konukları oldukları için ağırlıyor. İşini bilen bir kadın olarak yorumlanabilir zira Papaz geldiği zaman evde yemek olmamasını bir oyalama taktiği olarak kullanıyor.

Dilenciler

Apisoğom Ağa’nın İstanbul’a geldiğini duyar duymaz ondan para “dilenmek” için kapısını çalan aydın sınıfı Haşmetlü Dilenciler’in dilencilerini oluşturuyorlar. Bu noktada belirtmekte fayda var ki Baronyan bu aydın kesimi dönemde var olan sosyoekonomik koşullar nedeniyle dilenirken göstermiş. Ayrıca Kevork Bardakjian tezinde, bu dilencileri yorumlarken dönemin sosyopolitik durumunun göz ardı edilmemesi gereğini vurguluyor: Abdülhamit baskısı, fikir özgürlüğünün kısıtlanması, tiyatroların sansürlenmesi gibi koşullar karakter yaklaşımlarına da yansıyor.

Bu doğrultuda Baronyan’ın çizdiği dilencilerin kimine daha mesafeli yaklaşırken kimine daha fazla sempati duyuyoruz.

Editör: Apisoğom Ağa’nın İstanbul’a varır varmaz karşılaştığı ilk dilenci. Şark Dişçisi’nin aksine bir tanıtma perdesi olmadığı için editör kısmen bu tanıtma işlevini üstleniyor. Olaya daha sonra gelecek olan dilencilerin yaptığı gibi doğrudan para istemek yerine daha yumuşak bir biçimde, bir ürün sunarak, Apisoğom Ağa’nın gelişini gazetesinde yayınlayıp duyurmak istemesiyle parasını istiyor. Apisoğom Ağa’yı gazetesine abone etmesi söz oyunlarına başvurarak ve doğru zamanı kollayarak editörün isteği doğrultusunda gerçekleşiyor: bu detay editörün iş bilir bir tip olarak ve genel çizgisi doğrultusuyla da günümüzde gördüğümüz kibar pazarlamacı gibi yorumlanabileceğini gösteriyor. seyircinin ve okuyucunun sempati duymadığı bir karakter.

Rahip: Apisoğom Ağa pansiyona gelmiş ve aç bir şekilde yemeğini beklerken onu ziyaret eden rahip diğerleri gibi bir dilenci ama en temel farkı bir din adamı olması. bu detay ile Baronyan kiliseye bir eleştiri yöneltiyor: dilenci, dini duygular üzerinden, onları sömürerek Apisoğom Ağa’ya yaklaşıyor. Editörde gördüğümüz kibarlık rahipte de sürüyor. Bu iki dilencinin, editör ve papazın, kendi kurumları için mi yoksa kişisel çıkarları için mi dilendikleri tartışıldı. Amaç ne olursa olsun alınan para sayesinde o kurumun devam etmesi dilencinin kişisel çıkarı haline geliyor.

Şair: Rahibin çıkışıyla ve Apisoğom Ağa’nın açlığının daha da arttığı anda gelen şair kendi deyimiyle vatansever duygularla şiirler dilenci ve Apisoğom Ağa’nın biraz daha bu şehirden ve sanattan uzak olduğunu vurgulayan bir karakter. Şairin samimi duygularla mı yazdığı net olarak belirtilmemiş: ayrıca Baronyan’ın çizdiği şairde bu vatansever söylemlerin de altını boşaltan bir çizgi var.

Fotoğrafçı: Apisoğom Ağa’nın fotoğrafını çekmek amacıyla karşımıza çıkan bir karakter. Fotoğrafçı ve Apisoğom Ağa’nın sahnesi Apisoğom Ağa’nın varlığını ve gücünü gösterdiği ve otoritesini kazandığı en belirgin sahne. Fotoğrafçı sayesinde varlığını daha da teşhir eden bir Apisoğom Ağa görüyoruz. Diğer bölümlerden farklı olarak Apisoğom Ağa’ya odaklanan onun zenginliği, köyündeki mülkleri ve otoritesi vurgulanıyor. Apisoğom Ağa’nın güç kazanma ve otorite kurma hayalleri yeniden hatırlatılıyor.

Çöpçatan: Apisoğom Ağa’ya eş bulmak isteyen ve senelerdir bu işi yapan, tanımadığı insan olmayan işinin ehli bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. 19.yüzyıl koşullarında çalışan, kendi parasını kazanan ve alanında başarılı olan bir nevi iş kadını olan Çöpçatan teknik açıdan, kendi işini doğru düzgün yaptığını gördüğümüz, gerçek anlamda çalışan tek insan. Çöpçatan işi bittikten ve evlilik kurumu kurulduktan sonra, o kurumdan farklılaşan bir kadın. Kadının ana akım söylemleri içerisinden daha radikal bir çıkış yapması çöpçatanı güçlü ve destekler kılıyor.  O dönemin koşulları doğrultusunda değerlendirilmesi gereken bir karakter

Doktor: Şark Dişçisi’ndeki Taparnigos ile benzerlikleri olan bir tip. Doğu-batı çatışmasının vurgulandığı bir sahnede yer alıyor. Oyun süresince para kazanmak amacıyla git gide saçmalamaya meyleden irfan sahibi esnaflar görüyoruz. Bu aydın kesim milli veya dini duyguları sömürerek Apisoğom Ağa’dan istediklerini alabiliyorlar. Doktor da bu sömürü duygusunu kullanan dilencilerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Apisoğom Ağa ilk defa kendi ünü için bir şeyler yapıyor ve bunu akıllılık ve çakallık olarak yorumluyor. Doktorun beceriksizliği konusunda bir veri alabiliyor muyuz sorusu soruldu: Beceriksizliği konusunda yeterli veriyi alamıyoruz ancak doktorun durumu doktorluk kurumunun içinde bulunduğu durumun bir sonucu olarak yorumlanabilir. Buna rağmen doktorun suçu kendinde aramak yerine millette arıyor olması Baronyan tarafından eleştirilen bir nokta.

Öğretmen: Baronyan, öğretmen karakteri üzerinden eğitim kurumlarına ve eğitimi organize eden şahıslara bir eleştiri yöneltiyor. Baronyan öğretmene hem sempatiyle yaklaşıyor hem de eleştiriyor, zira öğretmen bu eğitim kurumunu düzeltmek için bir çaba harcamıyor. Buna rağmen yazdığı ve apisoğom ağa’ya satmaya çalıştığı kitap bir çelişki yaratıyor: fakat yazdığı kitap kurumun düzeltilmesinden ziyade öğretmenin cebini dolduracak bir araç konumunda.

Yazar: Öğretmenin takındığı tavrın daha da sertleştiğini gördüğümüz bir dilenci tipi yazar. Son derece önemli bir mesleğin Apisoğom Ağa’nın cebinden karnını doyuruyor olması hem dilencilere hem de toplumsal koşullara sunulan bir eleştiri oluyor. Oyunun başında görülen ve dilencilerin kendini ve ürünlerini haklı gösteren kibarlıkları yazarla birlikte artık görülmüyor.

Oyuncu & matbaacı: Bu ilişkide daha çetrefilli bir durum görüyoruz. Baronyan şehir insanın kendi arasındaki ilişkiler hakkında da veri sunuyor. Oyunun en yükselmiş noktasında şehir hayatı hakkında böyle bir veri gelmesi düğümü ve durumu kuvvetlendiriyor. Oyuncu daha naif bir tip olarak çizilmesine rağmen, önceden yaşananlar nedeniyle Apisoğom Ağa’nın tepkisini çekiyor. Bu ikili oyunda bir kırılma noktası yaratıyor. Baronyan’ın yaptığı “esnafın toplumsal koşulları” vurgusu da güçleniyor. Matbaacıyı hakkını arayan bir insan olarak görüyoruz, bu da oyuncunun arka planını görmemizi sağlıyor.

Berber & Papaz: Bu sahne düğümün koptuğu bir yer oluyor zira dilencilerin borç istemesi artık çok daha yüzsüz bir şekilde gerçekleşiyor. Ayrıca Baronyan bu ikiliye dair Apisoğom Ağa’yı çoktan soyduklarını belirten bir veri sunuyor. Bu ikili üzerinden dilencilik çetelik boyutu kazanıyor. Önceden gördüğümüz papaz tipinden farklılaşarak işlevleniyorlar. Böylece Baronyan bir çeşitleme sunmuş oluyor. Ayrıca iki tane papaz olması Ermeni cemaati üzerinde kilise etkisinin de vurgusunun destekliyor.

Hamallar: Emeklerinin karşılığını almaya çalışıyor, bu yönden diğer dilencilerden farklılaşıyorlar. En alt tabakada olmaları da ayrı bir özellikleri. Sorgusuz sualsiz işlerini yapmaya çabalayan insanlar olarak çizilmişler.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s