Kahir Ekseriyet / Fuat Dündar

Sunan: İlker Ergün

Bu çalışma Baronyan ve Odyan’ın oyunlarını yazdıkları dönemde, yani Tanzimat’ın ilanından 1915’e kadar olan süreçte, Ermeni toplumunun ve Osmanlı İmparatorluğu’nun nüfus yoğunluğu ve özelliğine göre nasıl politikalar oluşturduklarını, 1878’deki Ermeni meselesinin doğuşundan 1923’te geldiği noktaya kadar nasıl seyrettiğini anlamak ve tartışmak için sunulmuştur. Bu yazı, kitabın 1915 senesine kadar olan kısmı dikkate alınarak hazırlanmıştır.

 Kahir Ekseriyet, Fuat Dündar’ın Crime of Numbers: The role of Statistics in the Armenian Question 1878-1918 adlı kitabının bazı değişiklikler ve 1918-1923 dönemi de eklenerek genişletilmiş halidir. Kitabın temel amacı, mutlak çoğunluk olma sorunsalının Ermeni Meselesi’nde oynadığı “kahredici” rolü 1878’de meselenin Berlin Konferansı’ndaki doğuşundan 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla son bulmasına kadar olan süreci incelemektir. Çalışmanın temel argümanı, farklı kimliklerden oluşan Osmanlı İmparatorluğu’nda etnik ve dinsel hakların nüfus özelliklerine dayandırılarak belirlenmesinin Ermeni Meselesi’nin özünü oluşturduğu ve bu nedenle nüfus istatistiklerinin bu sürecin en önemli aracı olduğudur. Yazar ayrıca Ermeni Meselesi’ni, Batı’nın istatiksel zihniyeti ile Doğu’nun hesaptan anlayan fakat istatistiğe mesafeli duran zihniyeti arasındaki çatışma olarak da yorumlar. Yazarın eserini oluştururken yararlandığı nüfus belgeleri ise şunlardır: Andonyan Belgeleri, Talat Paşa’nın Nüfus Defteri, İngiliz, Fransız ve Alman nüfus sayım bilgileri, Osmanlı Devleti’nin yaptığı sayımlar ve Ermeni Cemaatlerinin yaptığı sayımlar.

İstatistik ve Diplomasi: Ermeni Meselesi’nin Doğuşu

Gülhane Hattı Humayunu’nun ilanından sonra bütün azınlık tebaaların birbirine eşit olduğu Osmanlı Devleti’nde devlet dairelerinde çalışma, seçme ve seçilme gibi haklar edinen Ermeniler, Rumlar, Yahudiler ve diğer azınlıklar yaşadıkları bölgelerdeki nüfus oranlarına göre yönetime dahil olabiliyor ve iç politikada siyaset üretebiliyordu. Bu noktada nüfus istatistikleri Osmanlı modernleşmesinin en önemli ayaklarından biri olurken etnik ve dinsel sorunların da gizli bir bileşenine dönüşüyordu. Ermeni Meselesi uluslararası arenaya bir istatistik sorunu olarak yansıdı. Dolayısıyla istatistiğin kendisi de bir sorun olarak belirmiş oldu.

Osmanlı’da yaşayan Ermeniler’in yaşamlarına dair sorunlar uluslararası kamuoyunda ilk kez Ayestefanos Antlaşması’yla yankı buldu. Bu antlaşmayla Ruslar, Ermenilerin haklarının koruyuculuğunu üstlendi ve eğer gerekli reformlar yapılmazsa işgal etmiş oldukları Doğu Vilayetleri’nden çekilmeyeceklerini bildirdi. Bu kararın uygulanması halinde çıkarları tehlikeye giren İngiltere, Osmanlı Devleti ile Kıbrıs Antlaşması’nı imzaladı ve reformların yürütücülüğünü üstlendi. Berlin Konferansı’nda Batılı devletler Ermenilerin yaşadıkları bölgeleri ve nüfus oranlarını sormuştu. Bunun üzerine Ermeni Komisyonu, Alman coğrafyacı ve harita bilimci Kiepert’in çizdiği Osmanlı Asyası’ndaki altı vilayeti (Erzurum, Van, Bitli, Sivas, Harput, Diyarbakır) Tarihi Ermenistan Devleti olarak belirtti. Bölgedeki Türk ve Ermeni nüfusunun birbirine oranı istenilince de 1876 Salnameleri ve Ubici’nin 1845’de yürüttüğü Osmanlı nüfus sayım bilgilerini temel veri olarak kullanan Ermeni Komisyonu, bölgede kendilerini ezici çoğunluk olarak tanımladılar. Halbuki 1876 Salnameleri tamamlanmamış ve nüfus sayım amacıyla tutulan belgeler değildi. Ayrıca, Ubici’nin yürüttüğü nüfus sayımı da hiçbir zaman tamamlanmamış hatta Sivas’ın doğusuna bile gidememişti. Bu yüzden Ermeni Komisyonu’nun verileri gerçeği yansıtmıyordu. Konferans sırasında Osmanlı Heyeti de abartılmış nüfus oranları sununca karşılıklı bir çözümsüzlük oluştu. Bunun üzerine İngiltere tarafından bir reform komisyonu kuruldu. Reform komisyonu hızla çalışmalarına başladı fakat iki hafta içinde anlaşıldı ki yapılmak istenen reformlar, yerel yönetimler ve İstanbul Hükümeti tarafından zorluk çıkartılarak işlevsizleştiriliyordu. Bu durumdan şikayetçi olan Ermeniler özellikle Rusya’yı yanlarına alarak İstanbul Hükümeti’ni Batılı devletler arayıcılığıyla sıkıştırmaya başladı. Batılı devletlere karşı pozitif bir tutum takınan Osmanlı, iş icraata gelince oyalama ve geçiştirme politikasını uyguluyor ve Anadolu’da yaşayan Ermenilere karşı ekonomik ve siyasi baskıları arttırıyordu. Batılı devletler, sorunun bir türlü çözülememesinin nedeni olarak sağlam ve güvenilir bir nüfus sayım belgesinin olmamasını ileri sürüyordu.

Almanya, Osmanlı üzerindeki nüfuzunu kaybetmek istemiyordu. İngiltere ve Rusya ise kendi devlet işleriyle meşgul oldukları için 1885-95 dönemi suskun geçti. Doğu’daki otorite boşluğu, Hamidiye Alayları’nın yıkıcı güç gösterileri, Kürtler ve Ermeniler arasındaki arazi sorunu, 93 Harbi ile Rusya’nın Kafkaslar’ın içlerine doğru ilerlemesi ve Osmanlı’nın kaybettiği topraklardan gelen Osmanlı vatandaşı mültecilerin sorunu süreci durma noktasına getirmişti.

 

İTTİHAT VE TERAKKİCİLER VE ERMENİ MESELESİ

Temelleri 1889 yılına dayanan İttihat ve Terakki Cemiyeti 1895 yılında Paris’te çıkarttıkları bir dergiyle kendini gösterdi. Başlarda Avrupalılar tarafından hoş görülen bu cemiyet, özellikle 1908’deki isyan sonucu Abdülhamit’i tekrar anayasayı yürürlüğe sokmaya ikna etmesiyle birlikte İttihat ve Terakki Cemiyeti Avrupalıların Osmanlı’daki sorunların çözümü için umut bağladıkları bir topluluk haline geldi. Alman militarizminden ve Asker Millet Anlayışı’ndan etkilenen bu grup, kaybedilen savaşları milli bilinç ve vatan sevgisinden yoksun olmaya bağlamıştı. Vatan ve tebaanın kurtuluşu için yegane çözüm, artık kaybettiklerini düşündükleri Balkanlardan çıkıp Türklüğün yaşayacağı yurt olarak tayin ettikleri Anadolu’ya çekilmeleriydi. Sadece vatanı kurtarmak amacıyla bir araya gelmediklerini, bilim etrafında da örgütlendiklerini ve Alman pozitivizmini benimsediklerini söylüyorlardı. “Gecikmiş Uluslar”ın ilerlemesi için sosyolojinin çok önemli olduğunu vurgulamış, bu yüzden sosyolojiye ağırlık verip “toplumsal hastalıklar”ı kökten çözmek istemişlerdir. Hareket içinden Ziya Gökalp’ı çıkarmış olan cemiyet, onun görüşüyle pozitivist terminolojinin sevdiği sözcüklerden olan “hastalık”ı benimsemiş ve bunun çözümü için de açık bir reçete sunmuştur: Tetkik, Teşhis ve Tedavi. Etnik sorunlar için uygulayabileceklerini düşündükleri bu formül, Türk kavminin tarih boyunca etkileşimde bulunduğu bütün kültürlerin izlerinden kurtulmasını amaç edinip Orta Asya Türk Tarihi araştırmaları yapmış ve Anadolu’nun Türkleşmesi önündeki engelleri araştırmışlardır. Ermenileri Anadolu’dan ihraç etmeyi ise Türkleşmenin yegane gereği olarak görüp 1914 yılında Almanlarla Ermeni Meselesi’ni tartıştılar. I.Dünya Savaşı başlamak üzereyken yapılan bu konuşmadan çıkan karar, Ermenilerin ihracı sonucu mutlak bir Türkleşmenin sağlanabileceği yönündeydi. Böylelikle, Ruslarla birlik kuramayacak olan Ermeniler Rusların yanında savaşa giremeyip Türk zaferini yani aslında Alman zaferini sağlayacaktı.

1914-1918 arası dönem

Osmanlı Devleti Alman gemilerinin Karadeniz üzerinden Rusya’ya geçmesine izin verince İngiltere, Fransa ve Rusya Osmanlı’ya savaş açtı. Böylece Osmanlı Devleti de resmi olarak I. Dünya Savaşı’na dahil oldu. Bu savaş, İttihat ve Terakkicilerin genel olarak Anadolu’yu Türkleştirmesi ve özelde Ermeni katliamları üzerinde belirleyici etken oldu.

İttihatçılar savaş hazırlığı yaparken, Ermenilere yönelik uygulayacakları politikayı belirlemek için Ermeni Cemaatleriyle üç kongre düzenlediler. İstanbul’da toplanan Milli Ermeni Kongresi genelde İstanbul’da yaşayan Ermeniler’in katıldığı bir kongreydi. Karar olarak savaş sırasında Osmanlı’nın yanında olacaklarını belirttiler. Erzurum’da yapılan Ermeni Kongresi’nde tarafsızlık kararı çıktı. Hınçaklılarla yapılan 3. Kongrede ise savaşın Türkiye ve onunla kader birliği etmiş Ermeniler üzerinde yakıcı sonuçlar doğuracağı kararına varıldı. İttihat ve Terakkiciler ayrıca Taşnak Partisi’nin düzenlediği kongreye de katıldılar. Bu kongrede İttihatçılar, Osmanlı’nın Kafkas fethi için Rusya Ermenileri’ni Ruslara karşı kışkırtmalarını ve eğer fetih sağlanırsa Ermenistan’a otonomi hakkı tanıyacaklarını söylediler. Geçmişte tutulmamış sözleri göz önüne alan Taşnakçılar, Rusya Ermenileri’ne karışamayacaklarını belirtti ve her Ermeni’nin kendi ülkesine karşı sorumluluğunu yerine getirmesi çağrısında bulundu. Bunun üzerine İttihatçılar bütün sancak ve vilayetlere Ermenilerin bir tehdit olarak görülmesi konusunda uyarıda bulundu. Bunun üzerine bütün Ermeni memurlar işlerinden edildi. Telgraf ve diğer haberleşme araçlarına el konuldu. Ermeni hastaneleri ve okulları kapatıldı. Osmanlı valileri çok sert uygulamalarda bulundu ve Ermeni olmak toplum içinde bir tehdide dönüştü. İttihatçılar Doğu’da bir Kürt-Ermeni ittifakından korkmaktaydı. Bu ittifak gerçekleşirse Osmanlı’nın Doğu’da bir otoritesi kalmayacaktı. Bu korkuları Ermenilerin elinden kendilerine karşı tehdit oluşturabilecek para, silah ve değerli eşyaları almalarına neden oldu.

Sarıkamış Savaşı’nda Rusya az da olsa birliklerine kattığı Osmanlı Ermenileri’ni savaşın ön cephelerinde çarpıştırdı. Bu durumu gören ittihatçılar, Ermenilerin ülkede kesin bir tehdit unsuruna dönüştüğünü düşündüler. Ermenilere yönelik istihbarat faaliyetlerini yoğunlaştırdılar. İşlevsiz bulunan ve az sayıda olan Ermeni polis, jandarma ve komiserlerin işlerine son verildi. Ele geçirdikleri tüm Ermenice, Rusça ya da Fransızca belgeleri istihbarat sayıp insanları karakollara aldılar.

Sarıkamış’tan sonra Süveyş Kanalı Cephesi’nden de eli boş dönen Osmanlı tekrar Anadolu’yu kaybedeceğiz kompleksine kapılıp Zeytun ve Dörtyol’daki Ermeni çeteleriyle savaşmaya başladı. Zaten 1909’dan beri Adana’da yıpranmış olan Türk – Ermeni ilişkileri bu çatışmalar sonrası iyice bozuldu ve önce Zeytun’dan elli daha sonra altmış hanelik bir topluluk ilk defa sürüldü.

İttihatçıların bir diğer önemli politikası olan sürülen Ermenilerin yerine muhacirleri yerleştirme politikası burada hemen işlemeye başladı. Sürülen ailelerin yerine Türk muhacirler yerleştirildi. Böylece hem Ermeni nüfus oranını azaltılmış hem de Türk nüfusunu arttırmış olacaklardı.

Yazar Ermeni Tehciri’nin sıradan tehcirlerden farklı kılan 3 noktayı şöyle özetler:

1.Bir halkın topyekûn – çocuk, yaşlı, hasta, zengin, fakir ayırt etmeden- bu uygulamaya tabi tutulması.

2.  Tehcirin yapıldığı iki bölge (boşaltılan bölge ve gönderilen Der Zor Çölü) arasındaki iklim, topografya ve toprak özellikleri açısından hayati farklılıklar ve bunların İttihatçı paşalar tarafından bilinmesi..

3.Tehcirin savaş koşullarında, insanlık dışı -keyfi ya da kasti- uygulamalar eşliğinde gerçekleşmesi.

9 Mayıs 1915’de sınır bölgelerinin boşaltılması kararıyla birlikte önce Van Ermenileri sonra sınır boylarında yaşayan bütün Ermeniler sürüldü. Bu insanlık dışı uygulama yüzünden Müttefik Devletler Osmanlı’yı kınayıp savaş suçlusu ilan etti. İttihatçıları Ermeni katliamından sorumlu tutacaklarını açıkladılar. Boşalan Ermeni köylerine iskan emirleri çıktı fakat giden nüfus o kadar fazlaydı ki yerine doldurulan muhacir sayısıyla hiçbir zaman eşitlenmedi. Diyarbakır valisi ittihatçılardan 100.000 muhacir talep etti, ittihatçıların cevabı ise ellerinde o kadar muhacir bulunmadığı, yerine dış ülkelerde yaşayan Müslüman-Türk kişilerin yerleştirilmesi talebi idi. 10 Haziran 1915’te Enval-i Metruke Komisyonları kuruldu. Böylece Ermeni mallarının dağıtımı yasal hale getirildi. Giden Ermenilerin mallarının koruyuculuğunu üstlendiğini söyleyen Osmanlı yönetimi, gönderilmiş Ermenilerin asla geri gelmelerini kabul etmeyeceği için yağmalanan malların tapularını yasallaştırmış, geriye kalanlarınsa yağmalanmasına zemin hazırlamıştır. Son olarak 21 Haziran 1915’te ‘istisnasız bütün Ermeniler’in tehciri’ gerçekleşti ve Anadolu’da ittihatçıların nüfus politikalarına uymayan son Ermeniler de sürüldü.

Türkleştirme operasyonun ne kadar başarılı olup olmadığını anlamak isteyen Talat Paşa 20 Temmuz 1915’te gizli bir haritalandırma ve nüfus sayımı çalışmasının yapılmasını istedi. Sayımlara göre Batı bölgelerine bakıldığında eksilen Rum ve Bulgar nüfus; Doğu bölgelerindeyse tehcir edilen Ermeni nüfusu kolaylıkla görülmektedir. Geriye kalan az sayıdaki Ermeni’yi de 6 Vilayet’te %0, Anadolu’nun diğer illerinde %5, Halep de %2 ve Der Zor da %10 şeklinde dağıtmışlardır.

TEHCİR SIRASINDA AYRICALIKLI AİLELER

Üç grup aile tipinin – ve bunların bir kısmının- Anadolu’da ikamet etmesine izin verildi: a)Zanaatkar-tüccar aileleri, b) asker aileleri, c)Protestan ve Katolik aileler. Zanaatçıların ve tüccarların kalmasının hem Osmanlı toplumunda bu alanlarda genelde Ermenilerin deneyimli olması hem de birden gönderilmelerinin Osmanlı ekonomisini kötü yönde etkileyeceği düşüncesi etkendi. Bazı asker ailelerinin kalmasının nedeni savaş sırasında cephe gerisinde telgraf çekmek gibi bir takım işlerde kullanmak içindi. Katolik Ermenileri ise başta sürülmüş fakat daha sonra kendisi de Katolik olan müttefik Avusturya’nın derhal sürülen Ermenilerin geri getirilmesi talebiyle yoldan çevrilmişlerdir. Ayrıca, Osmanlıyı savaş suçlusu ilan edeceklerini söyleyen İngiltere- Fransa ve Rusya’ya bütün Ermenilerin tehcir edilmediği yönünde bir kanıt oluşturacaktı. Protestanlara da Katolikler gibi ayrıcalıklı davranmışlardır.

Ermeni Kadınlar ve Yetimler

Tehcir sırasında ve sonrasında nüfus gücünü önemseyen İttihatçılar Ermeni kadınların da eğer din değiştirip Müslüman erkeklerle evlenirlerse gönderilmeyeceklerini duyurmuşlardı . Bunun üzerine yüzlerce kadın Müslümanlaştırılıp evlendirilmiştir. Ermeni yetimler ise “terbiye ve asimilasyon” politikasıyla ya Türk köylerine gönderilip Türkleştirilmiş ya da Müslümanlaştırılıp yetimhanelere gönderilmiştir. Talat Paşa’nın nüfus defterine göre 10.314 Ermeni yetim çocuktan, 6.858’inin Müslüman ailelere, geri kalanınınsa yetimhanelere dağıtıldığı belirtilmiştir.

Tehcir’in Sona Erdirilmesi

Amaçladıkları nüfus oranlarına ulaşan İttihatçılar Amerikalılar’ın 29 Ağustos 1915’te yapılanlara dur demesiyle birlikte tehcire bir süre ara verildi. 27 Ekim’de de soğuk havanın etkisi yüzünden ikinci kez ara verildikten sonra 15 Mart 1916’da Talat Paşa Tehcir’in bitmesi emrini verdi.

SONUÇ                                                                                

Kitap Ermeni Tehcir’i sonucunda yerlerinden edilen Ermenilerin istatistiksel verilerini şöyle verir: “Anadolu’dan sürülen 800.000 Ermeniden, kayıp 300.000 sayısını çıkararak 500.000 Ermeninin iskan yerine vardığı anlaşılır. Kuşkusuz 300.000 kayıp, sürülen ve iskan yerine varanlar arasındaki farktır, bir de buna, sürülmeyip olay mahallinde katledilenler, iskan mahallinde yaşanan kayıplar da eklenirse daha yukarıda belirtilen 664.000 civarı kayıp rakamına ulaşılacaktır.”

*Fuat Dündar, KAHİR EKSERİYET-Ermeni Nüfus Meselesi (1878-1923),Tarih Vakfı Yurt Yayınları,İstanbul,2013

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s