Nişan Beşiktaşlıyan Anıları

Tiyatro Simaları: Yenovk Şahen

Yayına Hazırlayan: Duygu Dalyanoğlu

Ermeni tiyatrosu üzerine yaptığımız araştırmalar sırasında 1915’te hayatını kaybeden bir tiyatrocunun adına raslamıştık: Yenovk Şahen. Nesim Ovadya İzrail’in yazmış olduğu ‘‘24 Nisan 1915: İstanbul, İstanbul, Çankırı, Ayaş ve Ankara’’ adlı kitapta İstanbul’dan sürgüne giden pekçok aydın arasında iki tiyatrocunun da adı geçiyordu. Sürgünden asla geri dönemeyen Yenovk Şahen ve sürgünden İstanbul’a geri dönen Yervant Tolayan… Bu iki tiyatrocunun hayatını ve 20. yüzyılın başında Ermeni tiyatrosunun durumunu araştırırken karşımıza belirli kaynaklar çıktı. Ermenice kaynakların çevirisi konusunda Sevan Değirmenciyan bize destek oldu. Ermeni dili ve edebiyatı üzerine çalışmalar yürüten Sevan Değirmenciyan ile bu kaynaklar üzerine bir söyleşiler dizisi gerçekleştirmeye karar verdik. İlk buluşmamızda Değirmenciyan bize Nişan Beşiktaşlıyan’ın 1969’da kaleme aldığı Tiyatro Simaları (Taderagan Temker) adlı çalışmasından Yenovk Şahen’in yaşam öyküsünü çevirdi ve sundu. Biz de bu sunumu yayına hazırlarken belirli notlar ekleyerek yayımlamayı uygun gördük.

Sahnede Yenovk Şahen olarak bilinir fakat asıl adı Yenovk İbranosyan’dır. Batı Ermeni tiyatrosunun tek 1915 şehididir. Taşnaksutyun Cemiyeti üyesi olduğu için tutuklandı ve İstanbul Ermeni aydınlarının kervanı ile sürgüne yollandı. Şahitlerin söylediğine göre tutukluluk ve sürgün günlerinde Yenovk içlerindeen mutlu, hayat dolu ve nükteli olanıydı. Adeta düğüne gider gibi mutluydu. Bu hali belki de hareketli mizacından ve iyimser bakış açısından (ya da öngörü eksikliğinden) kaynaklanıyordu.

1889’da Bahçecik’te doğmuştu. Babası erken yaşta öldü. Annesi ve iki kardeşi ile yaşadı. Ünlü bir matematik öğretmeni olan erkek kardeşine Krikor Ankut (Merhametsiz Krikor) derlerdi. Krikor bazen gazetelerde yazılar yazardı ve millet işleriyle pek haşır neşirdi (bir azgayinci’ydi).O da Taşnaksutyun Cemiyeti üyesiydi ve o da kardeşinin ardından sürgüne yollanmıştı fakat mucize eseri kurtulmuştu. Dönüşünden sonra sürgüne gidenlerin hayatından esinlenen iki tiyatro oyunu yazdı ve bu iki oyun Felekyan Kumpanyası tarafından sahnelendi.

Yenovk ilk okulu bitirdiği yaşlarda en büyük istediği sahneye çıkmaktı çünkü Bedros Atamyan’ın hayatını[i] okumuş, onu izleyenleri dinlemiş ve hakkında övgüler duymuştu. İçinde büyük tiyatrocu Atamyan’ın yolunu  takip etme arzusu uyanmıştı.

Baskıcı Abdülhamit döneminde Yenovk tiyatroya adımını attığında Bedros Atamyan’ın repertuarında da yer alan Othello oyunundan monologlar, Demircilerin Grevi[ii] şiirinden bölümler çalışmıştı. Bunları aile toplantılarında ezberinden oynardı. İnsanlar onu boşuna başka mesleklere yakıştırıyordu çünkü onun tek isteği tiyatrocu olmaktı. Tabi bu yıllarda sadece Mınakyan Kumpanyası faaliyetteydi. Yenovk bir keresinde komedyan Mikayel Çaprasdciyan’ın referansıyla sahneye çıkmıştı. Taşnaksutyun üyesi bir sosyalistti ve yeni yetme aydınların ahbabıydı. Benzer düşünürlerdi. Yenovk özgürlüğe düşkündü ve çalışma isteği ile doluydu. (Fakat tiyatroya atılmak için baskıcı Abdülhamit rejiminin sona ermesini ve 2. Meşrutiyet’in ilanını beklemesi gerekecekti.) İlk defa Aram Andonyan, Luys (Işık) adlı gazetesinde onun hakkında yazdı. Gazetenin ilk sayfasında Bedros Atamyan’dan bahsedilirken, ikinci sayfası Yenovk Şahen’e ayrılmıştı. İkisinin de Demircilerin Grevi’ni okurkenki fotoğrafları gazetedeydi. Zamanla Şahen’in adı Atamyan ile birlikte anılmaya başladı. Ama neden bu gazete haberi değildi, başka bir olay buna sebep oldu. Bedros Atamyan İstanbul’da ölmüştü. Ona ait bir sandık dolusu tiyatro kostümü de akrabalarına kalmıştı, bu kostümlerin maddi ve manevi değeri de büyüktü. Bu kostümler Hamlet, Otello, Kral Lear, Kean, Demirci Jean rollerinini yaratırken Bedros Atamyan tarafından kullanılmıştı. Bu kıyafetler ihtişam, ışık görmüştü. Atamyan’ın kalbi sahnede o kostümlerin altında atmıştı. O sandığın içinde kılıcı, perukları, mayoları, ayakkabıları, şapkaları, Hamlet’te kullandığı kafatası da bulunuyordu. Fakat bu sandığa miras yoluyla sahip olan akrabası bir ahmaklık yaparak, belki de paraya ihtiyacı olduğu için bu sandığı bir Yahudiye satmıştı. O Yahudi de eski elbise ticareti ile uğraşan bir kimseydi ve Atamyan’ın bir sandık dolusu kostüm ve aksesuarını karnaval kostümü olarak satışa çıkardı. Bunu duyan Yenovk Şahen o Yahudi’yi bulup, çevresindeki tiyatrocuları ayağa kaldırarak, para topladı ve en sonunda o sandığı geri alarak Bedros Atamyan’dan geriye kalanları kurtardı. Beşiktaşlıyan da bu sandığı  ve içindekileri görme ve dokunma şansına sahip olduğunu anlatır. Özenli bir biçimde hazırlanmış tarihi kostümler olduğunu söyler. Örneğin ayakkabıları Atamyan’a özel yapılmıştı, kendisi orta boylu olduğu için uzun ökçeli ayakkabılar yaptırmış, hatta sahne üzerinde daha heybetli görünmek için ayakkabıların içinde gizli topuklar yaptırmıştı. Atamyan her bir rol için tarihi kostümleri ustalara diktirmişti. Hatta Hamlet için aynı kostümden 2 adet diktirmişti. Çünkü Hamlet’in, babasının hayaleti karşısında yere uzandığı sahnede kostümü kirlendiğinde, diğeri ilerleyen sahneler için temiz kalacaktı.

Yenovk Şahen samimi olduğu yazar Beşiktaşlıyan’a bir olay daha anlatmıştı. Bu elbiselerden bir kısmı odasından çalınmıştı! Hırsız gece duvarı tırmanarak evine girmişti. Yenovk o gece evde değildi, hırsızın onun evde olmayacağını bilen birisi olabileceğini düşünmüş ve kim olduğunu anlamıştı: Oyuncu X (Beşiktaşlıyan kitabında bu ismi vermemeyi tercih etmemiştir, bu kişiden çok iyi bir oyuncu ama kötü karakterli biri olarak bahseder) Bunun üzerine Yenovk o oyuncuyu bulmuş ve onu ölümle tehdit ederek kostümleri geri almıştır. Zaman içinde Yenovk Atamyan’ın kostümlerinden bazılarını bu oyuncuya ödünç olarak vermişti çünkü o da Atamyan’ın rollerine çıkıyordu. Onun kadar yetenekli ve ateşli bir oyuncuydu. Yenovk 1915’te şehit olduktan sonra bu sandık kardeşlerinde kaldı. 1924 tarihinde ise bu eşyalar Sovyet Ermenistan’ın ticaret ateşesi Şahvertyan’a satıldı ve Erivan’a götürüldü[iii].

Yenovk Şahen hayatını kazanmak için çeşitli işlere girip çıkmıştı. Su ticareti yapan bir adamın yanında çalışmış,  Onnik Samancıyan’ın dükkanında yöneticilik yapmıştı. 1908’de 2. Meşrutiyet’in ilanı ile özgürlüğün revaçta olduğu bu günlerde işinden ayrılarak kendini Ermeni tiyatrosuna adadı. Aynı yılın Temmuz ayında kendisi gibi birkaç deli ve heyecanlı arkadaşı ile beraber Üsküdar’da Ermenice oyunlar şenliğini organize etti. Kendisi de bu etkinliğin ilk gecesinde Demircilerin Grevi şiirini ve  Othello’dan üç monolog oynamıştı. Yenovk ilk defa dört duvar arasından çıkıp halkın önüne çıkmış ve Ermenice oynamıştı. Çok mutlu olmuştu. Bu geceden hemen sonra Yenovk Şahen ve Aşod Madatyan’ın önderliğinde Özgür Sahne kuruldu. Kumpanyaya Eliz Binemeciyan, Yetvart Çaprast ve Armen Ajderyan da katıldı. İlk temsillerini Victor Hugo’nun Kral Eğleniyor[iv] adlı oyunu ile Beyoğlu’nda yaptılar. Yenovk Şahen Soytarı Triboulet rolünde, Aşod Madatyan ise Kral François rolündeydi. Program dergisinde şunlar yazılıydı: ‘‘Sosyalist davayı savunan ve millette bu duyguyu uyandıran oyunlara öncelik vereceğiz.’’ Ayrıca program dergisinde oyun repertuarlarına da yer verilmişti:

  • Haşmetlü Dilenciler (Hagop Baronyan)
  • Bağdasar Ağpar (Hagop Baronyan)
  • Egonun İnsanı (Levon Şant)
  • Zoraki Hekim (Moliére)
  • Zorla Evlenme (Moliére)
  • Actor Kean(Alexandre Dumas)
  • William Tell (Schiller)
  • Kötü Çobanlar (Octave Mirbeau)

Özgür Sahne repertuarında sıraladığı bu oyunları bazılarını Pera’da, Üsküdar’da, Kadıköy’de, Kumkapı’da sahnelemiş fakat başarı elde edememişti. Çünkü aralarında sahnede parlayacak ve oyunu götürecek bir oyuncuları yoktu.

Bir yıl sonra, 1909’da, Aram Vroyr’un önderliğinde Ermeni Dram Kumpanyası kuruldu ve Kumkapı’da Kapriyel Suntugyants’ın[v]Bebo adlı oyunu, Adana Katliamı kurbanlarına yardım için sahnelendi. Oyunu İstanbul’a uyarlamış ve dilini de İstanbul Ermenicesine çevirmişlerdi. Yenovk bu oyunda hem oyuncu olarak hem de oyununun rejisinde önemli rol üslenmişti. (Yenovk Şahen, daha sonra Zarifyan, Mınakyan ve Felekyan gruplarında da sahneye çıktı.)

Ermeni Dram Kumpanyası’nda Yenovk Şahen şu isimler ile birlikte yer alıyordu: Vahram Papazyan, Yervant Tolayan, K. Sarkisyan, Yetvart Çaprast, Köleyan, Armen Ajderyan, Matmazel Hıraç. Yenovk Şahen bu kumpanyanın en aktif üyelerinden biriydi. Bu kumpanyayı ayakta tutan üçlü Vahram Papazyan, Yenok Şahen ve Matmaze Hıraç idi. Sahneledikleri oyunlar:

  • Mebuslar
  • Aktör Kean
  • Hamlet
  • Albay Prido
  • Hayaletler

Kumpanya, İstanbul’da oyunlar sergilemekten ziyade Bahçecik, İzmit, İzmir, Kahire ve İskenderiye’ye turneler yapıyordu.

Yenovk Şahen bu yıllarda Bedros Atamyan’ın repertuarını sahneleme sevdasından çoktan vazgeçmişti. Yeteneklerinin ve eksiklerinin farkında olan bilinçli bir tiyatrocuya dönüşmüştü. Ezber problemi yaşardı ama inat eder, çalışır ve kendi rolünü ezberlemeyi başarırdı. Çünkü suflorün esiri olmak istemezdi. Hamlet’te Hayalet’i ve Laertes’i oynardı. Aktör Kean oyununda Galler Prensi’ni oynardı. Genelde başrollere değil ikinci rollere çıksa da çıkardığı tiplemeler parlaktı. Fakat genelde abartıya kaçardı. Beşiktaşlıyan bu bölümü şu sözlerle bitirir: ‘‘Eminim yaşasaydı bir oyuncu olarak ölçüyü bulacaktı. Son yıllarında oynadığı rollerde daha ölçülü oynuyor, kendini dizginliyebiliyordu, bu da iyiye işaretti.’’

Ermeni Dram Kumpanyası, Kahire’de yerel oyuncuların da katılımıyla Dikran Gamsaragan’ın Kurtuluş adlı oyununu sahneledi. Gamsaragan dönemin ünlü edebiyatçılarındandı, Kahire’de yaşıyordu ve İstanbul’dan gelen tiyatrocular ile Mısır’da bir kumpanya oluşturmak istiyordu. Bu teklifi Ermeni Dram Kumpanyası oyuncularına sundu fakat Vahram Papazyan bu projenin gerçekleşmesine engel oldu. Eğer bu rüya gerçekleşseydi Yenovk Şahen Mısır’da kalmış olacak, 1915’te İstanbul’da tutuklanamayacak ve hayatını kaybetmeyecekti.

Yenovk Şahen’in Mısır’dan İstanbul’a dönmesinin ardından kısa bir süre sonra 1. Dünya Şavaşı başladı. O sırada Paris’ten İstanbul’a Vanlı, acemi bir oyuncu gelmişti: Levon Harutyunyan. Yevonk ve Levon, Max Dreyer’in On Yedi Yaşındakiler adlı oyununda, aynı kıza sevdalanan bir baba ile oğlu canlandırdılar. Bu, Yenovk Şahen’in Ermeni sahnelerindeki son başarısı oldu. Oyundan sonra gazetede hakkında olumlu eleştiriler yer aldı. Oyun iki kere sergilendi çünkü savaş yıllarında Ermeni sahnesini ayakta tutmak çok zordu. Bu dönemde Yenovk Ermeniler tarafından sergilenen Türkçe bir oyunda da yer aldı. Ayrıca Türk bir tiyatro grubunun oyununda sahne alması için de davet edildi. Bir gece Nişantaşı’nda tutuklandı ve sürgüne yollandı.

Yenovk Şahen çok mutlu, hareketli, insan canlısı idi ve temiz bir karakteri vardı. Fakat bu tatlı genç hem tiyatroda hem hayatta haksızlığa uğradığında ya da entrika gördüğünde isyan ederdi. Hatta bu kızgın mizacı yüzünden ona ‘‘Sopacı Yenovk’’ derlerdi. Bir dönem disiplinsiz olduğu için Taşnaksutyun Cemiyeti’nden uzaklaştırılmıştı. Ama o partiye bağlılığını kaybetmemişti.

Kendisi uzun boyluydu, gür ve dağınık saçları, yeşilmsi gözleri vardı. Genelde ipek bir takım ve çizme giyerdi. Ölümünün ardından şu satırlar yazılmıştı:

‘‘Yüzlerce şehit, aydın ve toplumsal sima arasında Ermeni tiyatrosu da bir kayıp verdi: Yenovk Şahen. 26 yaşındaydı, Taşnaksutyun üyesi olduğu için dönüşü olmamak üzere Ayaş’a sürüldü. Meşhur rolleri: Jean (Demircilerin Grevi), Soytarı Triboulet (Kral Eğleniyor) ve Shylock (Venedik Taciri). Yenovk Şahen Ermeni sahnesi için önemliydi, hayatdolu bir tiyatrocuydu ve karşılık beklemeden çalışırdı. Yüzünde bir gülücük ile ölüm yoluna yürüdü.’’

 

[i] Boğos Çalgıcıoğlu Bedros Atamyan’ı şöyle anlatır:  ‘‘21 Aralık 1849’da İstanbul Galata’da doğdu. Dile, felsefeye, psikolojiye, şiire ve resme yeteneği olan Atamyan Ermenice, Fransızca ve İtalyanca öğrendi. 1866’da ilk kez sahneye çıktı. 1870-1871 tiyatro sezonunda Fasulyeciyan ile Yeni Nahçıvan’a gitti. 1872-1875 yılları arasında Mağakyan ekibine katıldı. Sonraki iki tiyatro sezonu boyunca Bakırköy’de tiyatro yönetmeni olarak çalıştı. Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Ermenice oyunlar yasaklanınca 1879’da Rusya’ya gitti. 1880 yılında Ermeni tiyatrocular  arasında bir ilki gerçekleştirerek Hamlet rolüne çıktı. Sonraki yıllarda Othello, Hamlet, Kral Lear, Maskeli Balo gibi eserlerle St. Petersburg, Odesa, Kazan, Bakü, Astrahan gibi büyük şehirleri dolaştı. 1888’de İstanbul’a döndü. Fakat sansür nedeniyle Ermenice oynamak için izin alamadı. Sadece Othello’nun oynanmasına bazı kısaltmanlar yapılması şartıyla izin verilmişti. Buna rağmen oyundan sonra İstanbul ve Ermeni basını haftalarca bu oyundan bahsetmişti. İstanbul ve İzmir’de Othello, Corrado, Actor Kean rollerinde sahneye çıktı. 4 Haziran 1891 yılında hayatını kaybetti. Tiyatro sanatını o kadar ciddiye alırdı ki eserlerin geçtiği mekanları ziyaret eder, bir süre orada yaşamaya çalışırdı. İyi bir Othello olabilmek için Venedik ve Kıbrıs’a, Romeo için Verona’ya, Hamlet için Elsinor’a gitmiştir.’’

[ii] Fransız sanatçı François Coppée’nin 1869 yılında La grève des forgerons orijinal adıyla yazmış olduğu şiir. Şiirin konusunu Hacer Gülşen ‘‘Demircilerin Grevi Şiiri ve Tevfik Fikret’te François Coppée Tesiri Üzerine Bir İnceleme’’ adlı makalesinde şiirin içeriğini şöyle anlatmaktadır: ‘‘Hikâye kahramanı Jean (Jan) Baba, mahkeme salonunda karşımızaçıkar. Acıklı hikâyesini hâkimlere ve dolayısıyla okuyuculara şu satırlarla aktarır: “Hâkim efendiler! Benim hikâyem kısa olacaktır. İşte: Bütün demirciler grev yapmışlardı. Bunda haklıydılar. Kış çok şiddetli oldu ve artık bu sefer bütün mahalle açlıktan usanmıştı. Bir Cumartesi günü, haftalığın alındığı akşam, beni hafifçe kolumdan tutarak meyhaneye götürdüler. Orada – isimlerini size söylemeyeceğimi arz ettiğim – en eski arkadaşlar bana: -Jan Baba, dediler, bizim ücretimiz arttırılmalıdır: Aksi takdirde artık çalışmayacağız. Bizi istismar edenlere karşı biricik çâre budur. Fakat bizim cesaretimiz yok. Sen kıdemli olduğun için seni seçiyoruz. Git patrona haber ver: Eğer bu çok az ücretimizi fazlalaştırmazsa yarından itibaren bütün günler pazar olacaktır.” Jan Baba, arkadaşlarını reddetmez ve patronun yanına gider. Patronu yemektedir. Sıkıntılarını anlatır. Ekmeğin pahalı olduğunu, ev kiralarının yükseldiğini hatırlatır. Patronu şunları söyler: “- Siz Jan Baba, siz namuslu bir adamsınız. Ve sizi buraya gönderenler, sizi seçerken ne yaptıklarını çok iyi bilmişler. Sizin için fabrikamda her zaman yer vardır. Fakat biliniz ki istedikleri fiyat beni mahveder. Bu gürültüyü yapanlar bir sürü tembellerdir. Yarından itibaren atölyeyi kapatıyorum. İşte benim son sözüm. Gidip onlara söyleyebilirsiniz.” Jan Baba, aldığı cevabı arkadaşlarına götürür. Bunun üzerine büyük bir gürültü kopar. Grev yapmaya karar verirler. Ancak uzun sürecek bir açlığa da dayanmak zorunda kalacaklardır. Jan Baba’nın iki torunu ve yaşlı bir karısı vardır. Damadı kötü bir adamdır. Kızı, çocuğunu dünyaya getirirken ölmüştür. Jan Baba torunlarını beslemek, büyütmek zorundadır. Hesaplı ve titiz bir kadın olan eşi yalnız on beş gün yetecek ekmekleri olduğunu söyler. Aradan zaman geçer. Jan Baba, evdeki bütün eşyaları satıp beş parasız ve ekmeksiz kalınca, iş yerine, atılmayı göze alarak geri dönmeye karar verir. Önce grevcilerin gittiği meyhaneye uğrar. Burada herkesin rahatı yerindedir. Jan Baba söze başlar: “Size şunu söylemeye geldim: Ben altmış yaşındayım. Aynı yaşta bir de karım var. İki de küçük torunumla beraber, bütün eşyaları sattığımız için bomboş kalan odamızda ekmeksiz yaşıyoruz. Benim gibi bir çulsuz her şeye katlanabilir, bir hastane köşesinde bir oda bulabilir. Fakat karım ve küçük torunlarım için iş değişiyor. Binaenaleyh ben tek başıma tezgâha dönmek istiyorum. Fakat her şeyden evvel, benim hakkımda dedikodu yapılmaması için, sizin müsaade etmeniz lazım.” Jan Baba’ya, grevcilerden biri “alçak” diyerek saldırır. Jan Baba, bu “iri görünen, züppe salon müdavimine” düello teklif eder. Kendi seçtiği iki çekiçten en iyisini rakibine verir ve onun bir vuruşta beynini parçalar. Sonra da komisere teslim olur. Jan Baba, son olarak şu sözleri söyler: “Şimdi küçükler (torunları), fedakâr karımın öldüğü hastanededir. Bana gelince, ister hapis, ister kürek verin; isterseniz affedin, hiçbiri umurumda değil. İsterseniz darağacına gönderin, teşekkür ederim”. (Şiirin Fransızca orijinali için bkz. http://www.bmlisieux.com/archives/forgeron.htm)

[iii] Bu eşyaların bazılarının halen Erivan’daki edebiyat ve sanat müzesinde sergilenmektedir.

[iv] Victor Hugo’nun 1832 yılında Le roi s’amuse orijinal adıyla yazdığı oyun, Fransız Kralı François’in hayatından esinlenilerek yazılmıştır. Hugo oyunu yazarken dönemi iyice araştırmış, ince eleyip sık dokumuştur. Fakat oyun ilk temsilinden sonra ahlakdışı bulunarak yasaklanmıştır. Oyunun konusu şöyle özetlenebilir: Kral François I’in soytarısı Triboulet bir yandan saray nedimlerini alaya almakta, bir yandan da krala çapkınlıklarında yardımcı olmaktadır. Bu durum ihtiyar kont Saint-Vallier’yi öfkelendirmektedir. Soytarı, aynı zamanda müşfik bir babadır, kızı Blanche için yaşar. Kral, Blanche’a yakınlık duyar ve onu evinden kaçırtır. Triboulet, kaçırılanın kendi kızı olduğunu bilmeden bu işe yardım eder. Kızı kötü duruma düşünce aklı başına gelir ve krala pusu kurarak öç almak ister, kiralık katil ile anlaşır. Kiralık katil Saltabadil kralı öldürmek üzeredir. Blanche kralı kurtarır, onun yerine kendisi ölür. Çuvalın içindeki cesedin François I’e ait olduğunu sanan Triboulet kızının ölüsüyle karşılaşır.

[v] Doğu Ermenicesi ile yazan Tiflis kökenli en ünlü tiyatroculardan biridir.  Ermeni realist tiyatrosunun kurucularından biri olarak bilinir. Bebo oyunu filme de çekilmiştir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s